Gezilerim: 6. Bölüm

Taslaklardan bu yazıyı çıkarayım da biraz moralim düzelsin bari dedim =)

Prag’dan zorla koptuğumuzu ve çok da istemeye istemeye Macaristan yollarına düştüğümüzü hatırlıyorum. Prag’a aşık olmuştuk çünkü. Biraz daha zamanımız olsa uzatırdık. Ama her şeyi Meltem’in Türkiye’ye dönüşü ve benim Almanya’ya gidişim üzerinden planladığımız için buna pek de zamanımız yoktu. Bir sonraki sefere diyelim ❤

Önceki yazılarda da biraz bahsetmiştim, Avrupa’da gezmenin -bize göre- ne kadar ucuz olduğunu söylemiştim. Bir kez daha söylüyorum. Özellikle Bratislava, Prag ve Budapeşte gerçekten çok ucuz. Bu arada Bratislava’da Euro kullanabiliyorsunuz ama Prag Çek Koronası, Budapeşte de Macar Forinti kullanmanızı tercih ediyor. Bu durumda yanınıza o ülkenin parasını almadıysanız bile, tabii ki Eurolarınızı orada çevirebilirsiniz. Yalnız bu işlemleri sakın havaalanı, metro ya da bunlara yakın yerlerde yaptırmayın, komisyon adı altında para alıyorlar ya da kuru daha düşükten hesaplayıp hakkınızı vermiyorlar. Maalesef turist kazıklamak dünyanın her yerinde çok popüler. Daha iç taraflarda, belki kaldığınız otele yakın bir yerde yaparsanız kazıklanmazsınız. Biz gezerken 1 Euro 25-26 Çek Koronası’na ve 320-330 Macar Forinti’ne eşitti. Şu anda durumlar ne bilmiyorum. ama değiştiğini sanmıyorum.

Ayrıca bu para konusunda hediyelik eşya aldığınız yerlerde ya da yemek yediğiniz restoranlarda kredi kartınızın, banka kartınızın geçtiği yerleri de bulabilirsiniz. Ya da onlar kendilerince kuru sabitliyorlar, alışverişlerinizi ona göre de yapabilirsiniz. Örneğin hediyelik eşya almak için girdiğimiz yerlerden biri 1 Euro’yu kendince 300 Forint’e sabitlemişlerdi. Tabii bu da biraz yüksek ve haksız fiyat ama uygulanan yöntemlerden biri diyelim.

Son yorgunluğumuza gelmesine rağmen elimizden geldiğince gezelim istedik. Hem gecesinin hem gündüzünün keyfini çıkaralım istedik. Bu arada bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama tüm kaldığımız yerler hotel ya da hosteldi. Hepsinin de çift kişilik ve çok temiz odaları vardı. Bazılarında kahvaltı da dahildi ve kişi başı ödediğimiz toplam ücret geceliği 8-10 Euro civarındaydı. Özellikle Prag’daki görevliler inanılmaz tatlı ve ilgililerdi. Budapeşte’deki ise çok eski bir hanın içinde çift katlı bir binadaydı. Binanın tenha bir köşesinde olan odamız sanıyorum ki geniş tabanlı tek bir oda iken ikiye bölünüp merdivenle iki oda haline getirilmiş bir yerdi. Alt katta dinlenme salonu, mutfak ve tuvalet ile banyo bulunurken merdivenlerle çıkılan üstkatta iki kişilik bir yer yatağı vardı. Fena bir oda değildi aslına bakarsanız. Ama tamamen ayık girmeniz lazım, çünkü Budapeşte’nin gece hayatından eve dönünce kafamı tavana çarpıp merdivenlere düştüm. Şayet merdivenlere tutunmasaydım, merdivenlerden yuvarlanacak ve muhtemelen şu an bu satırları yazamıyor olacaktım =(

IMG-20190213-WA0059

Şehirlere gittiğinizde ulaşımın da çok kolay olduğunu görebiliyorsunuz. Biz o yorgunlukla bile nerelere yürüdük, inanılmaz bir şehir turu yaptık, gezmedik bir yer bırakmadık. Şehirle ilgili de bir çok şey öğrendik. Zaten şehre gittiğinizde ilk olarak şehrin Buda ve Peşte adında iki bölümden oluştuğunu, bu bölümlerin Tuna Nehri ile ayrıldığını, Eski Şehrin Buda tarafında olduğunu falan öğreniyorsunuz. Cıvıl cıvıl, ışıl ışıl bir şehir ama benim gözümde yine bir Prag ya da Viyana değil.

IMG-20190213-WA0041

Şehir çok temiz, çok güzel ama gittiğim en soğuk şehir aynı zamanda. Gecesi ayrı soğuk. Belki de o nedenle Budapeşte’nin gece hayatı bu kadar canlı! Kaldığımız yer, tamamen şans eseri olarak “Szimpla Kert” denilen meşhur puba yakındı. Yalnız pub derken bizdeki gibi bir yer düşünmeyin, kocaman bir alanı kaplayan birsürü pub’ın bir arada olduğu bir yeri düşünün. Biz de oraya Couchsurfing üzerinden “hangout” oluşturup tanıştığımız bir İtalyan bey ile gitmiştik. O da iş için sık sık Budapeşte’ye giden hatta bizim ülkemize de gelmiş olan biriymiş. Keyifle sohbet ettik, ben kendi adımla onunla çok eğlendim. Mekan da gözüme çok güzel geldi. İnsanları da bana hiç rahatsız hissettirmedi. Herkes kendi eğlencesinde, kendi havasında, kimse kimseyi rahatsız etmiyor o kadar güzel ki! Avrupa’ya dair en beğendiğim ve dilimden düşürmediğim şey “herkesin kendi işine bakıyor” olması. Görür müyüm bilmem ama bir gün umarım bizim ülkemizin insanları da bunu yakalayabilir….

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2019 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s