Anneannem: Bölüm 3

Bugün artık anneanneme ayırdığım sürenin “şimdilik” sonuna geldik =) Bizimkilerin film gibi hayatları var, kimin hikayesinin nerede karşıma çıkacağını ben de bilmiyorum.

İlk bölümü kaçırdıysanız burayı, ikinci bölümü kaçırdıysanız burayı tıklayarak yazılara ulaşabilirsiniz.

Anneannemle geçirdiğim zamanlar, anneme duyduğum birikmiş öfkenin ve kırgınlıkların azalmasına neden olmuştur her zaman. Çünkü anneannemin anneme nasıl davrandığını görürüm ve her seferinde şunu derim: “Bu kadın şu anda bile böyle davranıyorsa, kimbilir gençliğinin baharındaki anneme neler yapmıştır?” Yaş almakla, olgunlaşmakla ilgili bir şey bu sanırım. Empati beceriniz gelişiyor ve böyle sorular sormaya başlıyorsunuz.

Anneannem tanıdığım tüm doğulu kadınlar gibi, özellikle kızlarına karşı her daim serttir. Onların yaptıklarını pek beğenmez, sürekli eleştirir, ben olsam şöyle yapardım, ben zamanında böyle yapardım diye onların üstüne gider. Yemeklerini hiçbir zaman beğenmez mesela, şimdi bile yüzünde kocaman bir memnuniyetsizlikle oturuyor yemek masasına. Annem ve teyzelerim anneannemin bu davranışları nedeniyle onayı daima dışarıda aramışlar, hala arıyorlar. Bu da tabii kendi ailelerinden çalıp, ömürlerini kendileri yerine başkalarına adamak demek oluyor.

Anneannem, sevilmediği için, sevilmenin ne olduğu bilmediği için sevmeyi de bilmiyor. Selamlar ve vedalar hariç, bu yaşıma kadar kimseye sarıldığını görmedim. Tam bir tipik Anadolu kadını olduğu için elbette ortalıkta olmayan oğullarını daha çok sever. Annem ve teyzelerim ağzıyla kuş tutsa, yine de dayılarım kadar sevilemezler. Aynı davranış babannemde de var maalesef. Kızlarını dışlama ve yaptıklarını beğenmeme özelliği de dahil. Babannem anneannemden farklı olarak kızlarını da kızlarından olan torunlarını da sevmez mesela.

Anneannemle birlikteyken, annemde kızdığım her özelliğin aslında anneannemden geldiğini fark ediyorum. Anneannemden geçti artık, kabul ediyorum ama annemin hala kurtarılabileceğine inanıyorum. Annem de anneannem gibi kendisini, hayatını, dünyada kalan zamanını hiçe saymasın istiyorum. Kendisi için bir şey yapsın, hayatta kendi gelişimine, kendi mutluluğuna önem versin istiyorum. Mesela şu an anneannem her şeyi unutuyor, her şeye bir bahane buluyor, evde çok sıkılıyor ve yapabildiğimiz şeylere karşı da inanılmaz memnuniyetsiz. Yapmayı sevdiği bir şey olsaydı (bağ bahçe işi hariç), şu an ona o ortamı sağlamak için elimizden geleni yapardık ve o da memnun olurdu (belki). Minicik bir balkonumuz var, cidden sığdığı kadar toprak getirtip ona mikro bahçe mi kursam diye düşünüyorum bu aralar. Dişinin kovuğunu bile doldurmaz ama en azından eli toprağa değerdi.

Bunları yazıyorum diye anneanneme kızıyorum sanmayın. Aslında bu hikayede kimseye kızamıyorum. Çünkü anneannemin hatta babannemin de böyle insanlar olmasına neden olan şey, içinde yaşadıkları erkek egemen sistem. Bu kadınlar, o erkekler içerisinde varolabilmek için neyin doğru olduğunu düşündülerse onu yapmışlar, öyle davranmışlar. Tek örnek bu ikisi de değil, tanık olduğum, bildiğim, duyduğum onlarcası var. Üst nesilde, erkeklere yakın olup diğer kadınlara eziyet edenler de var. Oğlu ya da eşi olan bu erkeklerin arkasında durup, onların gücünden nemalanan, onlar üzerinden güç kazanan ve diğer kadınlara zulmedenler var. Sayamadığım kadar çeşit var. Şöyle bir örnek düşünün, ailenin babası vefat etmiş, erkekleri, erkeklerin annesi ve en büyük erkeğin eşi, diğer kadınların hazırladığı sofraya gelip oturup yemek yiyorlar. (Bu sofrayı hazırlamak, bu kadınların tek işi de değil üstelik.) Sonra kalan yemekleri, geriye kalan kadınlar ve çocuklar yiyor. “Bari salatanın suyu kalsa da ekmek bansak derdik” diyeni dinledim ben. Böyle bir adetten geliyorlar, bu şekilde yetişmiş olmaları çok normal.

Bu hikayedeki erkeklere de kızamıyorum. Çünkü onlardan önceki nesillerden ne gördülerse aynısını uygulamışlar. Kimse farklı bir şey öğretmemiş, öğrenmek de istememiş. Belki de işlerine geldi. Bilemiyorum. Babamın babası olan dedem, çocuklarını kucağına alıp bir kere bile sevmemiş mesela. Neden? AYIPMIŞ ÇÜNKÜ! Yani birileri, bugünkü aklımızla bize kafayı yedirtebilecek bir sistem kurmuş, nesiller üstüne nesiller de bu sistemi kusursuz bir şekilde uygulamışlar. Bunun cefasını da her seferinde kadınlar ve çocuklar çekmiş. Kime kızalım şimdi? Neyse, konudan çok uzaklaştım. Hemen toparlıyorum =)

Anneannem artık çok yaşlandı. Her şeyi unutmaya başladı. Doktora ve ilaca ihtiyacı olduğu konusunda annemleri ikna edemiyorum. “Bunama” tıpta bir hastalık ama halk arasında adı çok kötü ve çok korkutucu. Bu nedenle annelerine kıyamadıkları için inkar halindeler ama bana kalırsa bu durum anneannemin hayatını gün geçtikçe daha da zorlaştıracak. İlaç kullanması ve destek alması şart.

Anneanneme her gün tekrar tekrar aynı şeyleri anlatıyoruz. Televizyonda sadece 3 şey izleyebiliyor. Gelin kaynana içerikli şovlar ve Survivor. Çünkü geri kalan her şeyi özellikle dizileri gerçek zannediyor. Birine bir şey olduğunda o şey gerçekten oldu, o karakter gerçekten öldü sanıyor. Televizyonlarda doğru düzgün hiçbir şey olmadığı için haftada 7 güne çıkarılmış olan Survivor’ı izliyor sürekli. Orada da yarışmacıların gerçekten sefalet çekmediklerini, hepsinin macera arayan gençler olduğunu her akşam yeniden anlatıyoruz.

Her gün yeniden anlattığımız konulardan bir diğeri de Koronavirüs. Uçakla tepemizden atıldığına inanıyor. Bu nedenle pencereden başını bile çıkarmıyor. Hapşurunca hemen hastalığı kapmışcasına endişelenmeye başlıyor. Sonra unutup sakinleşiyor. Her gün hastalığın nasıl oluştuğunu, nasıl bulaştığını ve ülkeye nasıl geldiğini yeniden anlatıyoruz. 50 First Dates filminin dramatik bir yeniden yapımında yaşıyor gibiyiz.

Anneannem zaten bilmediği her şeyden korkuyor, çekiniyor ve işine gelmeyeni ise yok sayıyor. İnanılmaz inatçı bir insan ve her yaşlı gibi, belli bir yaştan sonra o da sabitfikirlilik kılıcını kuşanmış bekliyor. Bunların hepsi de bilmemekten kaynaklanıyor. Bunları buraya tekrar tekrar yazmamın nedeni aslında kendime not bırakmak. Anneanneme hayatı boyunca hiçbir şey öğretmemişler, üstelik öğrenmesine izin vermemişler. bir yerden sonra o da bırakmış ve çabalamamış zaten. Bu nedenle artık öğrendiği şeyle ne yapacağını, onu nereye koyacağını hiç bilmiyor. Başına bunlar geldi diye, yaşadıklarını içselleştirip bir sonraki nesile yardımcı olacağını sanırsınız değil mi? Ama olmamış, hatta ziyadesiyle köstek olmuş.

Ne kadar yaşayacağım bilmiyorum tabii ama ne olur pamuk mu pamuk, şirin mi şirin, tatlı dilli ve sevilen bir yaşlı olayım. Etrafımdakilerin benim için her yaptığına (-ki umarım yanımda benim için bir şeyler yapmak isteyen birileri olacak kadar şanslı olurum) şükran duyan, fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığına sahip olan ve bir kenarda oturup elinden gelen neyse, sevdiği şey neyse onunla vakit geçirmeyi seven bir yaşlı olayım!

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s