AŞK 101

Netflix’in yeni yerli yapımı “Aşk 101” bir süredir herkesin dilindeydi. “Hakan Muhafız” ve “Atiye” dizileriden sonra ortaya nasıl bir iş çıkarılacağı merak ediliyordu. “Hakan Muhafız“, hepimizin bildiği üzere bir hayal kırıklığına dönüşmüşken, “Atiye”, senaryosundaki tutarsızlıklara rağmen durumu biraz da olsa düzeltebilecek gibi bir imaj çizmişti. Neticede iki dizi de beklediğimiz sonucu vermeyince, hep beraber gözlerimizi “Aşk 101″e çevirdik.

Dizi Netflix’e gelmeden, Twitter’a geldi desem, yanlış olmaz sanırım. Reklam olduğunu düşündüğüm bir oyun çekildi diziye. Bir Twitter hesabından, adı Osman olan karakterin eşcinsel olduğuna dair bir tweet yayınlandı, ortalık yangın yerine döndü. İnanılmaz saçma ve utanç verici onlarca yorum okudum. Arasanız bir yerlerde mutlaka bulursunuz ama özetle durum şuydu, Osman gibi ismi olan bir karakterin, ramazan ayının ilk gününde yayınlanacak bir dizide eşcinsel karakter olmasına tepki yağdı. Adam ol Netflix gibi son derece aptalca bir hashtag bile açıldı. Adı ne olsa kabul ederlerdi acaba? Ya da ramazan ayının ilk gününde değilde, Zafer Bayramı’nda yayına girse daha mı kabul edilebilir olurdu? Yine bomboşluklarını gösterdikleri saçma sapan bir olay yarattılar anlayacağınız. Bir yandan bu tartışmalar sürerken, diğer yandan da bu diziden Elite, Baby ya da Sex Education performansı bekleyenler vardı. Öyle ya dizide “farklı olmaktan” bahsediliyordu, illa en az bir karakterin gay olması falan gerekiyordu. Herkes kendi gençliğini unutmuş sanırım. 90lardan bahsediyoruz yahu, farklı olmak için gay olmanıza gerek yoktu ki! Kolunuza renkli bir bileklik takmanız, çantanıza rozetler iliştirmeniz, saçlarınızı açık bırakmanız bile yetiyordu. 2000 yılında liseye başlayan biri olarak, hergün andımızdan sonra tek tek sınıflara alınırdık, hocalar sağımızı solumuzu iyice incelerdi, tek tip olmayı başarabilmiş miyiz diye sağlam bir kontrolden geçerdik. Kaldı ki ben o dönemin en rahat okullarından birinde okudum, ona rağmen özellikle bazı derslere girmeden önce hepimiz asker gibi hazırlanırdık!

Dizi daha yayınlanmadan çok uçta tepkilere maruz kaldı. Belki bu daha fazla dikkat çekmesine ve dolasıyla daha fazla izlenmesine neden olacaktır bilemiyorum. Ben de Cuma günü bir merakla başlayıp, sabaha karşı bir nefeste bitirdim diziyi.

-Buradan sonrası spoiler içerir-

1998 yılında geçen dizi, bir lisenin bela gözüyle baktığı 4 öğrencinin bir münazarada yarattıkları sorunlar yüzünden bir araya gelmesiyle başlıyor. Sicilleri zaten kalabalık olan bu öğrencileri okuldan atmak için dört gözle bekleyen müdürleri bildiğimiz Mahmut Hoca tiplemesinin tam tersi olan Necdet Öğretmen. Nam-ı diğer Bok Necdet’i Müfit Kayacan mükemmel canlandırmış. Ben de olsam ben de bu öğrencileri okuldan atmak isterdim =) Ancak bu gençleri okuldan atabilmek için kuruldaki 12 öğretmenin 12’sinden de evet oyu çıkması gerekiyor. İdealist öğretmen Burcu dışındaki herkes evet oyu kullanıyor. Tek bir hayır oyu onları kurtarıyor ve bu öğrenciler okuldan atılamıyorlar. (Bu arada yine o yıllarda bundan çok daha azı için öğrenciler okullardan atılıyor, sınıfta bırakılıyor ya da farklı cezalar alıyorlardı. Bu kısmı çok inandırıcı olmamış. Mesela Alina Boz’un karakteri Eda, bu olaydan önce sınıfta öğretmeniyle öpüşürken yakalanıyor. Bu olaydan sonra onun lince uğramaması, ona zorbalık yapılmaması mümkün değil. Kimse bir şey demese bile akran zorbalığına maruz kalmaması imkansız. Mert Yazıcıoğlu’nun karakteri Sinan’ın elinde alkol dolu matarayı görüp devam etmesine müsade edilmesi de imkansız. Ya da ondan kimsenin faydalanmaması, ayık değilken birilerinin gelip ona bir şey yapmaması mümkün değil. Tek tek yazmama gerek yok, yaptıkları şeylerden birini bile yapan birinin okulda kalması gerçekten imkansızdı. Ama dizi bu ya, devam edelim =) Gençler, onları koruyanın Burcu öğretmen olduğunu anlamak ve sonradan zamanı geldiğinde Burcu öğretmeni okulda kalmasını sağlayacak planlar yapmak için sınıfın uslu ve çalışkan kızı Işık’ın kapısını çalıyorlar. Böylelikle dizinin esas beşlisi buluşmuş oluyor. Burcu öğretmenin tayininin çıktığını öğrenip onu okulda tutmak için planlar yaparken devreye yeni basketbol koçu Kemal giriyor. Gençlerin aklındaki müthiş bir fikirle, Burcu öğretmen ile Kemal öğretmeni birbirlerine aşık etmeye çalışıyorlar ve olaylar gelişiyor.

Ergenlerin dünyayı anlamlandırması üzerinden derdini anlatmaya çalışıyor bu dizi. Gençlerin dünyaya nasıl da sığamayabileceğini de.. Bizim gerçekliğimiz Elite ya da Sex Education değil, o nedenle aslında dertlerini oldukça düzgün anlattıklarını düşünüyorum. Suya sabuna çok dokunmamışlar da. Bolca bira ve masum aşklar var. Bu da hesaplanmış sanırım, çünkü yukarıda yazdığım Osman meselesinde bile insanlar alev almışken, başka bir sahne görseler çocuklarımıza kötü örnek oluyorsunuz diye meşalelerle Netflix’e yürüyebilirlerdi.

Dizide en çok Sinan karakterini ve onun hikayesini sevdim. Mert Yazıcıoğlu da çok iyi oynamış. Zaten diğerlerinin “bu kadar asi” olmalarına neden olacak hikayeleri yok bence. En haklı sebepleri olan kişi Sinan. Onun dışında Kaan Urgancıoğlu’na olan sempatim taaaaaaaa “Kampüsistan” günlerinden geldiği için bu diziye de onu izlemek için başlamıştım ne yalan söyleyeyim. Oynadığı Kemal öğretmen karakteri ve onun sezonun sonunda geldiği öğretmenlik noktasını ayrıca sevdim. Sinan’la mükemmel bir ikili oldular bence. Selahattin Paşalı’nın oynadığı Osman karakterini de çok başarılı buldum, izlemesi en zevkli karakter oydu. Özellikle kız arkadaşlarına olan davranışları çok tatlıydı, ayrıca artı puanı buradan kaptı. Kimilerinin yaptığı “tepkiler gelince bölümler kısalmış, Osman’ın eşcinsel sahneleri kesilmiş” yorumlarına asla katılmıyorum. Olabildiğince sahte ve saçma buluyorum. Öyle bir şey yok. İzleyince anlarsınız zaten öyle bir ihtimal bile yok. Osman karakterinin tek aşkı paraya.

Her şey mükemmel mi? Elbette değil. Mesela kocaman bir Tuba Ünsal olayı var. Alina Boz’un yetişkin halini “oynayamıyor”. Bade İşçil’in yanında inanılmaz sırıtmış. Tuba Ünsal daha önce iyi bir oyuncu muydu bilemiyorum ama izleyici olarak gördüğüm kadarıyla Alina Boz’dan bayrağı devralamamış. Eda’nın yetişkinliğini, bulumik derecede zayıf, tükenmiş, yolundan sapmış bir karakter olarak yazmışlar evet ama, bunu canlandırabilecek onlarca başka oyuncu vardı bence. Onun dışında Pınar Deniz, inanılmaz güzel bir kadın ama o kadar iyi bir oyuncu değil. Bazı sahneleri inanılmaz yavandı. Ama ona yazılan hikayeleri beğendim. Mesela bu memleketlisiyle nişanlanma ve nişanı atınca ailesinden dışlanma hikayesi baya iyiydi. Nişanlısını şutlama sahnesini tek geçiyorum.

Gençlerin seneler sonra buluşmasını beklemiyordum. Dizi sadece lisede geçse ve orada devam etse de olabilirdi. Gelecekte bizim ilgimizi çekecek olmuş olabilir ki? Eğer yanlış takip etmediysem, Işık’ın yazdığı mektupların üçü kişilere ulaştı. Biri Eda’ydı -ki o da hemen geldi. Biri hapishaneye gitti, diğeri de bir çiftliğe gitti. Çiftlikteki kişinin, sezon finalinde kapıyı çalan kişi olduğunu düşünüyorum. Bunun da Kerem ya da Osman olabileceğini düşünüyorum. Benim teorime göre Sinan hikayenin bir yerinde öldü. Bunu, eve (YALIYA MI DEMELİYİM) Işık’ın sahip çıkmaya çalışmasına ve Eda’nın getirdiği tabloya (O tablo Eda’nın eline nasıl geçti acaba?) Işık’ın verdiği tepkiye bağlıyorum. Bence yaptıkları o son gösteriden sonra okuldan atıldılar ve bir şekilde birbirlerinden koptular. Gerçi, sosyal medya hayatlarına girdiği an Işık onları bulurdu ama =)

Umarım başka bir şey yazarlar, Sinan gibi şimdiden fanların favorisi olmuş bir karakteri, hayatını düzene sokmaya karar verdikten sonra umarım öldürmezler. Hatta umarım hiçbirini öldürmezler, bu mektup işini başka türlü açıklarlar. Ve umarım bu dizi karanlıklara karışmadan, böyle tatlı ve sütliman şekilde, lise aşklarımızı hatırlatarak, o günlerdeki heyecanlarımızı, hayallerimizi anımsatarak, bizi böyle İstiklal’den Kadıköy’e dolaştırarak devam eder ❤

fundaninharikalardiyari.wordpress.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

3 thoughts on “AŞK 101

  1. Evet diziyi cok güzel açıkladınız gercekten ama bir yerde ben de takıldım. Işık yıllar sonra Sinan’ın evinde grubu terkar topluyor. Mektuplardan biri eksik.
    Ama mektupları gönderdikten sonra evde bir masa hazırlıyor ve tabakları , bardakları tam koyuyor. Madem mektupları eksik gönderdi. Neden sofrayı tam mevcutlu hazırlıyor. Bu benim kafamda soru işareti olarak kaldı ve tabiki 8.bölümün son saniylerinde kapıyı çalan kişiyle birlikte. Çok merak ediyorum

    Liked by 1 person

    1. Ben orada hocalardan biri gelir, dahil olur belki diye düşünmüştüm. Ama geçenlerde bir kaç teoriye denk geldim. Çok dikkatli izleyen bir kaç kişi, hapishanedeki kişinin önündeki kupada S ve A harflerinin, ranzasında ise Işık’ın şalının olduğunu yazıyorlar. Bu durumda Sinan ölmemiş olabilir. Altından başka bir şey çıkacak gibi. Bu durumda kapıyı çalan kişi Osman olabilir diye düşünüyorum.

      Liked by 1 person

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s