Anneannemden Öğrendiklerim

5 aya varan birlikteliğimizin sonunda anneanneciğimi evine sağsalim uğurladık. Hoş şu anda orada da yüzde yüz mutlu değil. Teyzemin oğlu ile gitmiş olmaktan pek hazzettiğini söyleyemeyeceğim. Bir de gider gitmez evde bir çok alt yapı sorunu ile karşılaştı. Bu da tuzu biberi oldu. Bence anneannem hayatının bu noktasından sonra yanına, asla konuşmayacak, asla işine karışmayacak, asla maddi ve manevi yük olmayacak ve bütün işlerini onun söylediği şekilde yapacak birini istiyor. Onun dışındaki kimseye tahammülü yok. Yine de en azından mutluluk ibresi bizim evdekinin bir tık üstüne yükselmiş olmalı diye düşünüyorum. Neticede evine ve bahçesine kavuştu. Neyse, konum o değil.

İnsanlar çoğunlukla ne yapmaları gerektiğini büyüklerinden öğrenirler, değil mi? Bense büyüklerimden ne yapmamam gerektiğini öğreniyorum. O kadar mutsuz, üzgün ve hayata kızgın yaşlılar haline gelmişler ki, onlarınki gibi bir hayat yaşamamak için onların yaptığı ne varsa tersini yapmak zorundayım bence. Babannem, anneannem ikisi de aynı.. Dedelerim onlara nazaran daha aklı selim adamlar. Birini kaybedeli yıllar oluyor, nurlar içinde yatsın. Diğerinin ise sağlıklı ömürleri olsun. Onlar gençliklerinde terör estirmiş, yaşlılıklarında tontonluğu seçmişler. Ama babannem ve anneannem için hayatlarının hiçbir döneminde bu mod aktif hale gelememiş.

Bu canım kadınlardan öğrendiğim en önemli şey mutlu yaşlanmam gerekliliği. Mutlu yaşamam ve akabinde mutlu yaşlanmam gerekliliği. Dert yüklenmenin, acı çağırmanın, en kötüyü düşünmenin, her boku kafaya takmanın ne kadar yıkıcı sonuçları olabileceğini onlarla geçirdiğiniz ilk yarım saat içinde anlıyorsunuz zaten. Hayatta kendileri için güzel şeyler olabileceğine ve birilerini gerçekten sevebileceklerine olan inançlarını kaybetmişler. Belki de hiçbir zaman bu inanca sahip olmamışlar. Sevmek ve sevilmekle ilgili ciddi bariyerleri var.

Bu da beni bir diğer maddeye getiriyor aslında. Çocuklarım olursa hepsini eşit derecede sevmem ve onları adil şekilde dinlemem gerekliliği. Bu kadınlar sevilmemişler ve dolayısıyla sevmeyi de öğrenememişler. Bu nedenle onları sevenleri tanımıyorlar, yani onları sevenlere paye vermiyorlar. Sevginin geldiği yere arkalarını dönüyorlar. Hatta yer yer kötü davranıyorlar. Oğullarını kızlarından daha çok seviyorlar. Oğullarının söylediklerini, kızlarının söylediklerinden üstün tutuyorlar. Mesela anneannem bu altyapı sorunları ile ilgili olarak annemin bulduğu kişiyi değil de üçkağıtçı dayımın önerdiği üçkağıtçı ustayı tutmayı tercih etti. Bu ömrü boyunca böyleydi ve aynı şey babannem için de geçerli. Oğulları söylediyse doğrudur, her dertlerinde koşan ve yardım etmeye çalışan kızları nereden bilecektir zaten….

Üçüncü madde, ruhen, zihnen ve bedenen sağlıklı yaşlanmam gerekliliği. Ne yaparsam yapayım, hatta sizler de ne yaparsanız yapın ama sağlıklı yaşlanın arkadaşlar. Bunun yolu sağlıklı beslenmeyse sağlıklı beslenme, sporsa spor, bulmaca çözmek ya da kitap okumak ise onlar yapılmalı! Ne gerekiyorsa ama ne gerekiyorsa elimizden geleni ardımıza koymamalıyız. Fiziksel olarak, zihinsel olarak ve ruhsal olarak kendimize yetmenin yollarını aramalıyız. İkidir 70+ yaşındaki yan komşumuzun içeceklerini açıyorum, daha uzun süredir her şeyine annem yardım ediyor. Üst katta komşumuzun kızı oturuyor ama bize ulaşmak ona daha kolay geliyor sanırım. Bir bakıyorum zil çalıyor. “Kızım bunu açamadım sen açar mısın?” diyerek ayran ya da limonata ya da benzeri bir şey uzatıyor bana. Kapağı açmaya gücü yetmiyor. Anneannem ise çok unutuyor. Adımı, günü, hangi yılda olduğumuzu unutmasından ziyade, suyu ve ocağı açık unutması gibi korkunç şeylere neden olabilecek unutkanlıkları da var. Geçtiğimiz iki yılda, içinde parayla birlikte kaybettiği cüzdan sayısı üç. Bu, yaşlandığını asla kabul edemeyen anneannem için çok zor bir hayat.

Dördüncüsü, ne hissediyorsam onu yaşamam; ne istiyorsam onu kovalamam ve istemediğim hiçbir şeyi yapmamam gerekliliği. Bu kadınlara hayatları boyunca asla ne istedikleri sorulmamış. Okula gönderilmemişler, evlenDİRİLmişler, sürekli çocukları olmuş ve aynı zamanda hem bahçede hem evde hem de mutfakta var olmaları beklenmiş. Anneannemin çocukları saçma nedenlerle vefat etmişler, babannemin ilk kızını eltisine evlatlık vermişler ve hayatın bu kadınlar için devam etmesini beklemişler ya zalimliğe bakar mısınız?! Biri 90a diğeri 80e merdiven dayamış iki kadın, bunca zaman istedikleri hiçbir şeye sahip olamamışlar. Yaşadıkları üzüntü ve pişmanlık enerjisi, üstlerinden buram buram yayılıyor.

Beşincisi cahilliğin korkunç bir karanlık olduğu ve yaşam boyu kendini geliştirmenin gerekliliği. Bununla alakalı çok derine inmeyeceğim ama bir çocuğa kendini geliştirebilecek bir alan verilmesi ve o çocuğun kendini geliştirmek istemesi anlatamayacağım kadar çok önemli. Hayatta hepimiz bilmediğimiz şeylerden korkarız, bilmediğimiz şeylerden kötülük bekleriz. O nedenle ne kadar çok öğrenirsek o kadar çok gelişiriz. O kadar az korkarız ve dışarıdan gelecek etkilere o kadar az açık oluruz.

Yaşlılık zamanlarımızı sabırla, yılmadan, ilmek ilmek şimdiden örmeye başlamalıyız. Diğer türlü, tünelin ucu boktan bir yere çıkıyor arkadaşlar. Benden uyarması.

Not: Başlıktaki resmi Pinterest’te buldum. Torunu kendime benzettiğim için kullanmak istedim =)

fundaninharikalardiyari.com – © 2020 – Tüm Hakları Saklıdır.

Bir Yorum Bırakabilirsin

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s